Ülkemiz çay plantasyon sahaları 1924 yılından sonra Gürcistan’dan getirilen tohumlarla tesis edilmiştir.Çay bitkisi genetik yapısı nedeniyle dış döllenme yapmakta, bunun sonucunda genotipte sürekli açılmalar oluşmaktadır. Gürcistan bölgesindeki çay çeşitleri ağırlıklı olarak çin çeşitleri olmak üzere Çin * Hind melezi (Camellia sinensis* Camellia assamica) olup bunlarda kendi aralarında uzun yıllardan beri açılımlar göstererek bölgeye uyumlu çay çeşitleri meydana gelmiştir.(Özbek ve ark,1961 Çelebioğlu ve Sönmez,1973 Ayfer ve ark.,1982 Öksüz,1987) Çaylıklarımız, Çin varyetesi hakim olmak üzere, morfoloji, kalite vejetatif, generatif ve ekolojik şartlara uyum gibi özellikler bakımından aralarında önemli farklar bulunan çok sayıda tiplerden oluşmuştur. Süregelen tabii melezleşmelerden sayısız yeni tipler ortaya çıkmıştır.Tohum ile üretime devam edildiği takdirde, bu şekilde yeni tiplerin ortaya çıkacağı doğaldır. Bu tabii melezleşmenin sonucunda oluşan yeni tiplerin büyük bir bölümü kalite ve verim bakımından düşük değerlere sahip olacaktır. (Çay Tarımını Geliştirme ve Islahı projesi,1976) Çay bitkisi uzun ömürlü bir bitki olup doğada birkaç asır yaşadığı belirlenmiştir. Kültüre alınan çay bitkilerinin genellikle 100 yıl yaşadıkları kabul edilmiştir. Çay bitkisi 4 yaşından başlayarak ürün verir. Şartlara bağlı olarak ürün miktarı 10-15 yaşından sonra en yüksek düzeye ulaşır. Çay bitkisinde ekonomik verim yaşı genellikle 50 yıl olarak kabul edilmiştir.Tohumla ve tohumdan üretilmiş çöğürlerle 1938’de tesis edilmeye başlanan çay bahçelerimizin ekonomik ömürleri hemen hemen dolmaktadır. Bu yaşlı ve verimden düşen çay bahçelerimizin yenilenmesine ihtiyaç vardır. (Kacar,1987) Genel anlamda ülkemizdeki bütün çay bahçeleri tohumla yani genaratif yolla tesis edilmiştir.Çay bitkisi tohumla üretilebildiği gibi vejatatif usullerle de çoğaltılabilmektedir. Halen çay yetiştirilen memleketlerde en çok kullanılan usuller çelikle,daldırma,ve aşıyla olmaktadır. Daldırma yöntemi ile çoğaltmada ana bitkiden üretilecek bitki sayısı çok azdır. Çay bitkisi fizyolojik olarak yabancı döllenme gösterdiğinden tohumla tesis edilen bahçelerde farklı tip ve özelliklere sahip çay plantasyon sahaları oluştuğu için standart bir ürün normu oluşmamaktadır. Örneğin bir çay bahçesinde, çay ocaklarının değişik zamanlarda, sürgünlerin hasat olgunluğuna gelmesi, hasat yönünden üreticiye birçok zorluk oluşturmaktadır. Aynı zamanda üreticinin çaylıklarında en geç süren ocakları bekledikten sonra, ürünü toplama eğilimine sürüklemekte ve dolayısı ile ürünün kalitesinde köre kaçan ve kartlaşan sürgünlerden ötürü bir düşme görülmektedir. Aynı zamanda uygulanacak olan kültürel tedbirlerinde uygulanmasında üreticiye büyük zorluklar çıkarmış olmasıdır. Modern tarımda kalite ve kantite bakımından ürün standarttı önemli bir olgudur. Dolayısı ile bu olgunun tüm tarımsal ürünlerde hedeflenmesi gerekir. Çay tarımında bu hedefi gerçekleştirmek için öncelikle çay plantasyon sahalarında homojen bir ürün normunu yakalamak gerekir. Bu amaçla yapılacak olan çalışmaların başında mevcut çaylık alanlarımızın ıslah edilmesi yoluna gidilmelidir. Bu amaçla bölgemiz ekolojik şartlarına uyum sağlamış, verim ve kalite bakımından üstün özellikler gösteren ve bu özellikleri değişmeyen tiplerin selekte edilerek, bu tiplerden oluşturulacak damızlık bahçelerden, öncelikle çaylık plantasyon sahalarımızda, ekonomik verim yaşını doldurmuş (50 yaş ve üzeri çaylıklar) verim ve kaliteden düşmüş, çaylık alanların yenilenmesi ile hem kalite ve verim bakımından üstün, hem de standart bir ürün normuna kavuşulacaktır. Bu uygulamayla hem çayımızın geleceği garanti altına alınmış olacak hem de dünya pazarlarında rahatça rekabet edebileceğimiz bir kalite oluşmuş olacaktır. Şurası muhakkaktır ki kalite ve başarılı bir çay imalatının ilk şartı iyi üründür. Üründe var olmayan bir kaliteyi imalatla kazandırmak olanağı yoktur. Hammadde ile beraber çayın imalat safhalarını bir bütün olarak değerlendirmek gereklidir. (Vanlı,1985) İşte bu amaçla çay araştırma enstitüsünde 1967-1971 yılında çay tarımını ıslah ve geliştirme projesi adı altında bölgedeki mevcut çay plantasyon sahalarımızdan klonal seleksi yon çalışmalarına başlanmış ve devam edilmiştir. 1973 yılı sonuna kadar çay plantasyon sahalarında 7517 adet tip çay ocağı seçilmiştir. Bunlardan 3560 adedi beğenilerek Enstitüye getirilmiştir. Çelik tavalarında bu tiplerin, köklenme ve gelişme durumları gözlenerek seleksi yona tabii tutulmuştur. Neticede iyi sonuç veren 1086 tip kontrol parsellerinde bırakılarak diğerleri elemine edilmiştir. Daha sonraki yıllarda 1086 tipten en iyi sonuç veren 64 tip seçilerek diğerleri denemeden çıkartılmıştır.1977 yılında verim ve kalite bakımından son seleksi yon safhasını tamamlayan 64 tipten en iyi sonuç veren 7 tip seçilerek damızlık bahçeleri oluşturulmuş ve bu bahçelerden fidan üretimi için çelik alınmış ve Enstitünün sera ve tavalarına dikilmiştir. Bu tipler; Derepazarı-7, Pazar-20, Tuğlalı-10, Muradiye-10, Gündoğdu-3, Kömürcüler-1, Fener-3

Derepazarı-7 Klonu

Yapraklar uzun elips şeklinde olup yaprak ucundaki gaga belirsizdir.Yaprakların damar araları belirgin şekilde kabarıktır.Yaprak rengi acık yeşildir. Tomurcuk ve birinci yaprağın altı tüycüklerle kaplıdır. Boğum araları diğerlerine göre uzundur. Dallar seyrek ve gevrek olup kolay kırılabilir. Rize Derepazarı çukurlu köyünde saptanmış olup bölgenin yükseltisi 300 m’dir 1967 yılında anaç ocaktan alınan çelikler Çay Enstitüsündeki deneme parsellerine dikilmiştir.Sürdürülen seleksiyon sonucu 1977 yılında bu klonun üstün nitelik ve niceliğine sahip olduğuna karar verilmiştir. Fenotip olarak assamicaya benzeyen bu klon diğer 7 klon içerisinde soğuk ve hastalıklara en dayanıksız olandır. Diğer klonlara göre yaprak alanı en geniş olan klondur. yapraklar dala göre hafif sarkık duruşludur. Dallanma özeliği zayıf olup geniş bir hasat tablası oluşmamaktadır.
Fener-3 Klonu

Tuğlalı-10 Klonu 

Rize–Tuğlalı–Tarikler köyünde tespit olup anılan bölgenin yüksekliği 300 m’dir. Anaç Ocaktan 1967 yılında alınan çelikler Çay Enstitüsündeki deneme parsellerine dikilmiştir. Sürdürülen seleksiyon çalışmaları sonucu 1977 yılında klon olma özeliğine sahip olduğuna karar verilmiştir. Güçlü bir  ocak yapısı ve geniş bir hasat tablasına sahiptir. Yapraklar uzun elips şeklinde olup dala göre duruşu diktir. Genellikle ince dallı olup çatı oluşumu iyidir. Sürgün yapısı iyidir.
Gündoğdu-3 Klonu

Rize-Gündoğdu-Dağınıksu köyü orta mahallede saptanmış olup yükseklik 150m’dir. Anaç ocaktan çelikler 1967 yılında çay enstitüsündeki deneme parsellerine dikilmiştir.Sürdürülen seleksiyon çalışmaları sonucu  klon olma özeliğine sahip olduğuna karar verilmiştir. Ocak oluşturması ve gelişimi iyidir.Yaprakları geniş elips şeklin olup dala göre duruşu diktir.Yapraklar parlak görünümde yumuşaktır.

 

 

Pazar-20 Klonu

Rize-Pazar-Soğuksu mahallesinde tespit edilmiş olup yükselti 140m’dir. 1967 yılında anaç ocaktan alınan çelikler Çay Enstitüsündeki deneme parsellerine aktarılmıştır.  Sürdürülen seleksiyon çalışmaları sonucu  1977 yılında klon olma özeliğine sahip olduğuna karar verilmiştir. Yaprakları ince uzun olup orta damar boyunca V şeklinde bükülmüştür. Dallar ince olup çatı oluşumu iyidir.
Muradiye 10-Klonu

Rize-Salahra-Muradiye köyünde tespit edilmiştir. Bölgenin yüksekliği 300m‘dir.1968 yılında anaç ocaklardan alınan çelikler Çay Enstitüsündeki deneme parsellerine dikilmiştir. Sürdürülen seleksiyon çalışmaları sonucu  1977 yılında klon olma özeliğine sahip olduğuna karar verilmiştir.Erkenciliği ile tanınan bu klon diğerlerine kıyasla 10-15 gün önce hasat olgunluğuna gelmektedir.Yaprak ayaları küçük olup köre yönelme eğilimi fazladır.Sürgünlerin boğum araları kısa olup dallanma yeteneği iyidir.

Kömürcüler-1 Klonu 

Rize-Merkez-Kömürcüler köyünde saptanmış olup Yükselti 270 m’dir. 1968 yılında anaç ocaktan alınan çelikler Çay Enstitüsündeki deneme parsellerine dikilmiştir. Sürdürülen seleksiyon çalışmaları sonucu  1979 yılında klon olma özeliğine sahip olduğuna karar verilmiştir. Yapraklar kısa boy elips şeklinde olup yaprak kenarları belirgin dişlidir. Yaprakların dala göre duruşu yukarı kalkıktır. Bu klon nispeten soğuğa dayanıklıdır.

Yukarıda bahsedilen klonların dekara verimleri ve kaliteleri genelde birbirlerinden farklılık arz etmesine rağmen klonların tümü iyi özelliklere sahip olduğu tespit edilmiştir. Klonların dekara verimleri 1200-1400kg/dk. arasında  değişmektedir. Rize ili çay üretim alanlarında on yıllık ortalama 721kg/dk, Artvin ilinde 497.4kg/dk Giresun ve Ordu illerinde 642.2kg/dk, Türkiye ortalaması ise 647kg/dk olarak gerçekleşmiştir. (Anan,1987b,öksüz,1987)

Kaliteye tesir eden polifenol oranları ise “civarındadır. Diğer çaylıklarda genel anlamda ’yi geçmemektedir. Seçilen bu yedi tipin  Enstitümüzün Merkez ve Hayrat fidanlığında damızlık bahçe olarak kurulmuştur.

treating male impotence
Klon Adı Merkez
Fidanlık
( m2)
Hayrat
Fidanlığı
(m2)
Toplam
Alan
(m2)
Derepazarı-7 550 1094 1644
Pazar-20 173 Topamax online 1460 1633
Tuğlalı-10 312 1177 1489
Muradiye-10 1263 662 1925
Gündoğdu-3 425 425
Kömürcüler-1 175 175
Fener-3 189 2118 2307
TOPLAM 3087 6511 9598

 

Bu klon Rize-Merkez Fener mahallesinde saptanmıştır. Anılan bölgenin yükseltisi 20 m’dir.1963 yılında tespit edilen bu klon uzun yıllar denendikten sonra üstün nitelik ve niceliğe sahip olduğuna karar verilmiştir. Sinensis özelliklerinin hakim olduğu bir melezdir. Özellikle güçlü bir ocak yapısı oluşturarak doğal şartlara karşı daha dayanıklıdır. Yaprakları koyu yeşil renkte ve damar araları kabarık bir görünümdedir. Yaprakların dala göre duruşu hafif yukarı kalkıktır. Sürgünler etli,gevrek yapılı ve ağırlıklıdır. Tomurcuk ve birinci yaprağın altı tüycüklerle kaplıdır.
ÇAY TARIMI
Ülkemizde çay tarımında temel sorun, yaş çay yaprağı kalitesi ile ilgilidir. Ürün kalitesinin yükseltilmesi, büyük ölçüde, tarımsal teknik tedbirlerin zamanında ve doğru şekilde alınmasına bağlıdır. 1993 yılında başlatılan ve halen sürdürülen budama çalışmasının kaliteli yaş yaprak üretiminde sektöre önemli katkıları olmuştur. Budama ile birlikte gübreleme ve hasat işlemleri de tekniğine göre yapılmalıdır. Çay makasının tekniğine uygun kullanılmaması ve gübrenin bilinçsizce kullanılması, ürün kalitesinin azalmasına ve toprak yapısının bozulmasına neden olmaktadır. Çay bahçelerimizin ikinci sorunu; verim yaşını tamamlamış çay bahçeleridir. 767 bin dekar çay tarım alanının 0′u 50 yaşın üzerinde, ekonomik verim yaşını tamamlamış çaylıklardan oluşmaktadır. Kaliteli yaş yaprak üretimi için, yaşlanmış çay bahçelerinin kaliteli çay tipleri ile belirli bir plan dahilinde yenilenmesi gerekmektedir. Çay tarımı ile ilgili üçüncü temel sorun ise, yaş yaprak alım standardı konusudur. Kaliteli kuru çay kaliteli yaş çay yaprağından üretilmektedir. Kamu ve özel sektör işletmeleri arasında alım standardı konusunda uygulama farklılıkları bulunmaktadır. Bu farklılık, çay üreticilerinin daha dikkatsizce ve standart dışı hasat yapmalarına neden olmaktadır. Makasın tekniğine uygun kullanılmaması ve standart dışı toplanan ürünün satın alınması, kalitesiz kuru çay üretimini artırmaktadır. Alım standardı konusunda, sektörde birlikte hareket etme anlayışı hakim olmalıdır. Çay tarımının dördüncü temel sorunu; tarım alanlarının giderek genişlemesidir. Çay tarımı, ruhsatlı bir tarımdır ve tarım alanları bakanlar kurulu kararı ile belirlenmiştir. 1994 yılında tüm çay plantasyonları ölçülerek 767 dekar çaylık olduğu tespit edilmiştir. 93/5096 sayılı Kararname ile yeni çaylık tesisi yasaklanmış olmasına rağmen, çay tarım alanları ekolojik sınırlar dışına doğru giderek genişlemektedir. Bu durum sektörde kalitesiz yaprak üretimine ve üretim fazlalığına yol açmaktadır. Çaykur, çay tarım alanlarının genişlemesini önleyebilmek ve kaliteli yaş çay yaprağı satın almak amacıyla, 2000 yılından itibaren yaş çay alımlarında alım planı uygulamasına geçmiştir. Alım planı, 767 bin dekar alanda üretilen yaş çay yaprağı üretim potansiyeli dikkate alınarak yapılmıştır. Ruhsatsız çay bahçelerinde üretilen ürün alım programına dahil edilmemektedir. Bu uygulama sonucunda bölgede yeni çaylık tesis edilmesi büyük ölçüde önlenmekte, Ruhsatlı üreticilerin üreticilik hakları korunmaktadır. Yaş çay ürünü kalite değerini muhafaza ettiği süre içinde hasat edilip, işleme imkanı sağlanmaktadır. Ancak alım planı uygulaması sektör deki tüm işletmeler tarafından yapılmalıdır. Çay tarımının geliştirilmesi ve kaliteli yaş çay üretimi için bazı önlemler almak zorundayız. Bu önlemler şunlardır; Çay tarım alanlarının genişlemesini önlemek ve kaliteli üretim için alım planı uygulanmalıdır. Kampanya döneminde tüm işletmeler belirlenen alım standardına uyma konusunda birlikte hareket etmelidir. Mevcut eksperlik sistemi iyileştirilmelidir. Çay bahçesinde bakım, budama gibi tarımsal tedbirler uzman ekiplerin gözetiminde yapılmalıdır. Satın alınan ürünün muhafaza ve taşıma sistemi iyileştirilmelidir. Yaş çay ürünü, üretim öncesi kalite kaybına uğramadan fabrikalara ulaştırılmalıdır. Özel sektör işletmeleri çay tarımı ve sanayi alanında araştırma-geliştirme faaliyetlerine aktif olarak katılmalıdır. Tarıma elverişli arazilerde, bölgeyi tek ürüne bağımlı olmaktan kurtarmak için, çayın yanında ek gelir getiren, bölgeye adaptasyonu iyi tarımsal ürünlerin yetiştirilmesi teşvik edilmeli ve desteklenmelidir. Kivi tarımı yaygınlaştırılmalı, desteklenmeli ve teşvik edilmelidir. Yaşlanmış çay bahçeleri bir plan dahilinde yenilenmelidir. Dünya çay pazarlarında Organik çay’ın piyasa değeri oldukça yüksektir. Ülkemiz şartları organik çay üretmeye oldukça uygundur. Bu nedenle, bölgede Organik çay üretimi ile ilgili projeler başlatılmalıdır. Çay tarım ve sanayiinin geliştirilmesine katkısı olacak araştırmalar yapılmalı, yeni projeler hazırlanmalı ve uygulanmalıdır.
ÇAYIN EKOSİSTEMİ

Çay plantasyonunu iyi yönetebilmek, çay ekosistemini anlamayı gerek tirir. “Ekosistem“ kelimesinin basit anlamı, bir çay plantasyonunun içinde bulunan canlı (çay bitkileri ve mikro organizmalar gibi) ve cansız (rüzgar ve yağmur gibi) tüm varlıkların kombinasyonudur. Ekosistemdeki tüm varlıkların her biri diğerini etkiler. O kadar ki, bir varlık taki değişim diğer varlıkları etkileyecektir. Ve ekosisteme yeni bir varlığın eklenmesi var olan dengeyi bozacak ve yeni ilişkilerin oluşmasına neden olacaktır. Şu iki sebeple tarımsal uygulamalar çay ekosisteminde önemli bir etkiye sahiptir. Birinci tarımsal uygulamalar; pestisit kullanımı, yabancı ot mücadelesi, hasat, budama, ekim vb. yollarla ekosistemin sürekliliğini değiştirir. İkinci tarımsal uygulamalar; ekosistemin içine yeni varlıkları (yeni varyeteleri, kimyasal gübreler, malç vb.) sokar. Bu nedenle, yapılacak tarımsal uygulamalar hakkında karar vermeden önce ilk olarak çay tarla ekosistemini anlamamız çok önemlidir. ——————————————————————————– Ekosistemin Bölümleri ve Etkileşimleri ——————————————————————————– Biz ne zaman bir çay plantasyonu hakkında düşünsek, büyük olasılıkla ilk olarak çay bitkisini düşünürüz (ve özellikle hasat edilen bölüm hakkında düşünürüz; yerden yukarıda olan tomurcuklar ve yapraklar). Ancak çay plantasyonunu doğru yönetmenin şartı, çay bitkisinin çay ekosisteminde ki bir çok kısımdan yalnızca biri olduğunu anlamamızdır. Çay ekosistemi; çay bitkisi, diğer bitkiler, toprak, bitkilerden beslenen hastalıklar ve böcekler, zararlı böceklerden beslenen hayvanlar ve böcekler, hava ve diğerleri olmak üzere bir çok kısımdan oluşmuştur. Çay ekosisteminin tümü hakkında düşünmek önemlidir. Çünkü ekosistem de ki her bir bölüm bir fonksiyona sahiptir. Denge ve sürekliliğin devam etmesine katkıda bulanarak her bölüm diğer bölümleri etkiler. Ekosistemi itme ve çekmelerin birlikteliği olarak düşünebilirsiniz. Yaşayan her bir varlık (bir çay ocağı veya bir tırtıl böceği gibi) ekosistemin kendisine yaralı olan bölümlerince (iyi bir hava veya iyi bir gıda sağlayıcı gibi) çekilip alınır. Ve aynı zamanda yaşayan her bir varlık ekosistemin kendisini engelleyen bölümleri (kuraklık veya doğal düşmanlar tarafından yenilebilme gibi) tarafından itilmiş olur. Bu itme ve çekmelerin birlikteliği ekosistemi dengede tutar. Yaşayan canlılardan birinde artış olmaya başlarsa sonuçta gıdanın yetersizliği, yaşa yan diğer canlılar veya kötü atmosfer tarafından itilip uzaklaştırılmış olacaktır. Bir ekosistemdeki çekme ve itme olaylarının tümünün anlaşılması zor olabilir. Fakat anlamayla ilgili ilk adım , bölümlerinin tümünün bir diğerini derinden etkilediğinin farkında olmaktır. Burada ki ana fikir, diğer bölümlerin etkisiyle ekosistemin bazı bölümlerinin nasıl değiştiğini dikkatlice gözlemlemek tir. Örneğin; Yaprak biti yabancı otların yakınında mı yoksa yabancı otların bulunmadığı yerlerde mi daha boldur ? Doğal düşmanlarının bolluğu yabacı otları etkiler mi ? Malç toprağın kalitesini etkiler, fakat aynı zamanda çay ocaklarının sağlığını da etkiler mi ? Yağmur ve nemin etkileri nelerdir? Dikkatlice gözlemleme ve gözlemlerini diğer çiftçiler ile karşılaştırma yoluyla ekosistemi anlayabilecek ve yönlendirebileceksiniz. Ekosisteminizi gözlemek ve anlamanıza yardımcı olmak için yaşan canlılar arasındaki ilişki bölüm 2.2 ‘de daha detaylıca ele alındı. Ekosistemin önemli başka bir bölümü çay bitkisi ve toprak arasında ki ilişkidir. Çiftçilerin sık sık daha çok bilgiye ihtiyaç duyduğu bir alan olduğundan kendi bölümü içinde detaylıca ele alınmıştır. ——————————————————————————– Ekosistemde Yaşayan Canlıların Fonksiyonları ——————————————————————————– Ekolojik Piramit Bütün ekosistemi özetlemek için ekolojik pramid yararlı bir yoldur. Piramit yaşayan canlıların enerjilerini nasıl elde ettiklerine göre yukarıdan aşağıya (yaklaşık olarak yediklerine göre) bir listedir. Piramid‘in her bir tabakasının (bölümden bölüme) genişliği yaşayan canlıların (bireyin sayısını, türün sayısını değil) nasıl çoğaldığını göstermektedir. Proscar order Enerjiyi nasıl elde ettiklerine göre yaşayan tüm varlıklar katagorilerden birine girerler : Üreticiler – Tüketiciler – Ayrıştırıcılar . Üreticiler, klorofil içeren yeşil yapraklı bitkilerdir. Bu klorofil ile havada ki CO2‘i ve su‘dan (şekerler) karbonhidratlar yapmak için ihtiyaçları olan güneşin enerjisini tutarlar. Bu üretim sürecine fotosentez denir. Bitkiler büyüme ve tüm diğer gelişme süreçleri için karbonhidrat temin eder. Bitkiler dışında yaşayan canlılardan hiç birinin gıdasını üretememesi önemli bir noktadır. Bu nedenle onlara üreticiler denir. Tüketiciler, direk veya indirek üreticilerin ürettiklerini (karbonhidratla) yiyerek yaşayan hayvanlardır. Tüketiciler daha fazla gruplara bölünebilirler: Birinci tür, ikinci tür, üçüncü tür vb. Birinci tür otçul hayvanları (bitki yiyenler) kapsar. İkinci tür et obur hayvanlardır, örümcekler, kurbağalar gibi, parazit (alsak böcekler) ki birinci türün tüketicilerini yerler. Üçüncü tür, yılanlar gibi et obur hayvanlardır ki ikinci türün tüketicilerini yerler. Tüketiciler grubunun son halkasını örneğin; kaplanlar kartallar veya insanlar oluşturur, yüksek tüketici sınıfı adını alırlar. Ayrıştırıcılar, bazı nematod ve böcekler gibi küçük hayvanlar ve bakteri ve mantarlar gibi mikroorganizmalardır ki tüketici ve üreticilerin (düşen yapraklar, ölü gövdeler, hayvanların gübresi vb.) atıklarını (organik materyali) yiyerek yaşarlar. Toprakta yaşayan ayrıştırıcıların sayısı çok büyüktür (verimli torağın 1 gramın da 1.000.000.000 dan daha çok) ayrıştırıcıların en önemli fonksiyonu organik materyalden bitkilerin kullanabileceği mineralleri yapmaktır. Sonra bu mineraller bitkiler tarafından absorbe edilebilir. Ekolojik piramit yaşayan tüm varlıkların bir diğerine ihtiyaç duyan ve destek olan ilişkiler içerisinde birbirine bağlı olduklarını göstermektedir. Bir parçaya müdahale edilirse, bütün sistem tepki gösterir. Bir ekosistemin ana kurucusu üreticilerdir. Fakat toprağa organik madde sağlanmazsa mikroorganizmalar (ayrıştırıcılar) inaktif olur ve toprak verimsizleşir. Bitkiler (üreticiler) verimsiz toprakta iyi büyüyemez ve çoğalamazlar. Üreticiler tarafından üretimin düşmesinin sonucu olarak hayvanların (tüketiciler) sayısı azalır. Diğer bir deyişle her seviye (ayrıştırıcılar dahil ) önemlidir. Ekolojik piramit de ayrıca alttan yukarıya organizmaların bolluğunda azalma görülür; en bol üreticilerdir, sonra birinci grup tüketiciler, sonra ikinci grup tüketiciler vb. Örneğin; zararlı böceklerin sayısı (birinci grup tüketiciler) belirli limitler içinde korunarak ikinci grubun tüketicileri tarafından kontrol edilir. Bu nedenle dengeli bir ekosistemde böcekler asla yeşil bitkilerin tümünü yiyip bitiremeyecektir. İkinci grup tüketicilerde üçüncü grubun tüketicileri tarafından yenir (kaplanlar, insanlar vb). Bu yolla alt sınıflardan sağlanan gıdanın miktarıyla ve üst sınıfların kontrolüyle her bir sınıfın tüketicileri doğal olarak belirli limitlerde tutulurlar. FFS ‘nin ana aktivitesi ekosistemde yaşayan farklı varlıkların fonksiyonları ve birbirleri ile ilişkilerini öğretmekten bahseden ekosistem analizleridir. Uygula nan ekosistem analizlerinin bazıları ekolojik pramid ‘in bir analizini içerdiği göz önüne alınmalıdır. Örneğin; çiftçiler bir çay plantasyonu için piramid ‘in her bir düzeyinde yaşayan varlıkların bolluğu hakkında fikir sahibi olurlar. Besin Zinciri ve Yaşam Döngüsü Ekolojik piramitekosistem içinde yaşayan tüm varlıklar arasında ki ilişkiyi özetlemeye yardımcı olur. Fakat özel bir tür hakkında daha detaylı çalışmak için (örneğin çay‘dan beslenen bir böcek tipi hakkında) “ gıda zinciri “ görüşünü kullanmak daha yaralıdır. Bir gıda zinciri kimin kimi yediğinin bir özetidir. Kısaca , ekosistemin bir düzeyinden diğerine enerjinin akışını gösterir. Ekosistemin tüm düzeyleri ile tam bir gıda zinciri çizebilmek olanaklıdır. Enerjinin bir düzeyden diğerine hareket yönü oklarla gösterilmiştir: Amaç özel bir türün ekolojisini anlamaksa, o zaman besin zinciri yoluyla sadece bir düzey aşağıda ve bir düzey yukarıda ki türleri tahlil ettiğinizde işiniz kolaylaşır. Aşağıda ki Thrips‘ler için basit bir besin zinciridir; zararlının bir düzey yukarı ve bir düzey aşağısını gösteriyor. Kolay anlaşılan gıda zinciri yapmada, her bir doğal düşmanı tarafından yendiği yaşam döngüsünü gösterebilirsiniz. Canlı bir varlığın yaşam döngüsü büyüdükçe geçirdiği fiziksel değişimde (farklı bedenler ve boyutlar) devam eder. Örneğin Thrips yaşamına yumurta olarak başlar, sonra iki kurtçuk safhası sonrası dönem geçirir, sonra pupa öncesi ve pupa dönemi ve sonuçta erişkin safhasına geçer. Yanda ki diyagram Thrips‘lerin yaşam döngüsü aşamalarına uygun Thrips gıda zincirini özetler. Her bir halka farklı bir canlı varlığın yaşam döngüsü nü temsil eder (Thrips ‘ler, parazitler vb); Diyagramın ilk görünümü karmaşık olmakla beraber, yaşayan varlıklar arasında ki ilişkiler hakkında özel bilgi verdiğinden çiftçiler için yararlıdır. Diyagram parazitlerin Thrips yumurtalarına saldırdığını fakat (parazitlerin) Thrips‘in yaşam döngüsün de başka hiçbir safhada saldırmadığını gösteriyor. Thrips Nymohs ‘leri iki doğal düşman saldırır; kanatlı Staphylinid ve kanatlı dişi. Thrips lerin ön pupa veya pupa‘sına saldıran doğal düşman yoktur. Çiftçiler bu yolla ekosistemde ki ilişkiler özetlenerek tecrübe kazanma da, çay için IPM ‘nin“ Yabancı otların beslenmesi ve yaşam döngüsü“ isimli kılavuzunu uygulamaya koyar. ——————————————————————————– Çay Ekosisteminin Yönetimi ——————————————————————————– Pestisit kullanımını azaltan ve kanıtlanabilir bir biçimde kazanç artışına yardımcı olmada çay ekosistemi IPM‘nin 4 temel ilkesine göre yönetilmelidir: 1.Sağlıklı bir bitki büyütme: Kuvvetli, dinç bitkilerin böcek zararlarına tahammülleri daha güçlüdür. 2.Doğal düşmanlara yardım ve koruma: Çaylık alanlarda doğal olarak bir çok doğal düşman yaşar, diğerleri tarlanın yakınlarında ki yabani bitkilerdir. Ürün ve zararlı böcekler kontrol altına alındığında çoğalıp etkili olan doğal düşmanlar da mutlaka kontrol altına alınmalıdır. 3.Tarlanın düzenli incelenmesi ve analizi: Çiftçiler sadece doğru bilgi ye sahip olurlarsa, doğru karara varırlar. Zararlı böcekler, doğal düşmanlar, ürünün gelişme aşamaları ve hava durumunun gözlen mesi de analiz edilen faktörler arasında olmalıdır. 4. Çiftçiler uzmanlaşmalıdır : Çiftçiler kendi bilgilerine güvenmeli ve ken di kararlarını verebilme kabiliyetinde olmalıdır. Aksi taktirde tüm pestisit’ leri aşırı miktar da kullanmaktan çekinmeyeceklerdir. 2 numaralı ilke (doğal düşmanların yardımıyla korunma) çiftçiler için çoğu zaman yeni bir düşencedir. Bu nedenle burada bir miktar daha detaylı ele alacağız. Doğal düşmanların çoğalması ve etkili olmasına yardımcı olmada çay ekosisteminde denge ve sürekliliği amaçlayan yönetimi yüreklendirmek gerekir. Temel düşünce hiçbir tek tip canlının (özellikle zararlı türler olmamalı) çok fazla çoğalmamasıdır. Ekosistemi yönetmek için daima geçerli bir kural yoktur. Onun yerine bölüm 2.1 ‘de açıklandığı gibi ekosistemi nasıl daha iyi yöneteceğine karar vermeden önce , dikkatlice gözlemleyecek , deneyler ya pacak ve ekosisteminizi basıl daha iyi yöneteceğinize karar vereceksiniz. Genellikle doğal düşmanların yardımlarında çoğu ekosistemde iki genel ana nokta vardır : 1. Ekosistemi daha çeşitli yaparak, daha dengeli ve sürekli yaparsın. Bunun anlamı; yaşayan canlı türlerindeki çeşitliliğin daha çok olduğu bir ekosistem genellikle daha süreklidir. Bu yaşayan canlı türlerinin çokluğunun sıkılaşmış bir yapı meydana getirmesi , itenler ve çekenlerin ağının daha kalabalık olmasıdır. Örneğin; eğer plantasyonunuz da neredeyse cansız olan toprakta sadece çay bitkisi varsa, doğal düşmanların yaşamasının birkaç şartı olduğundan istendiği kadar çoğaldıktan sonra hiçbir şey bu zararlı böcekleri durduramaz. Diğer taraftan çay plantasyonu bazı yardımcı yabancı otları , bazı gölge ağaçlarını ve yardımcı mikro organizmalarla dolu bir toprağı içeriyorsa plantasyonda ki yaşam kala balıklaşır. Böyle kalabalık bir ekosistem de yaşayan varlıkların her hangi bir türünün aşırı bollaşması daha zordur. Ekosistemi dengeli ve sürekli yaparsan, “şok”lardan kurtulursun. Şoklar, ekosistemde pestisitlerin uygulanması , rutubet ve sıcaklıkta ki güçlü değişimleri içeren aşırı ve ani değişikliklerdir. Sürekli, dengeli bir ekosistemin gelişmesi uzun zaman alır. Şoklar dengeyi bozarak bazı canlı varlıkların (zararlı böcekler gibi) dengeden kaçmasına ve aşırı çoğalmasına izin verir. Malç ve gölge ağaçlarının kullanımı gibi uygulamalar mevsimden mevsime sıcaklık ve rutubette ki güçlü değişimi azaltabilir. Ve zararlı böceklerin kontrolünde uygulanan kimyasal olamayan metotların kullanımı pestisit uygulamaların da ki şokları azaltabilir. Bu nedenle bu uygulamalar ekosistemde sürekliliğin ve dengenin devamına yardımcı olabilir. ——————————————————————————– Tercüme: Kamil Engin İSLAMOĞLU, Ziraat Mühendisi, E-Mail ——————————————————————————– Kaynak : * FAO’ya bağlı IPM (Uluslararası Bitki Zararlısı Yönetimi) uzmanları tarafından, 2001-2004 yılları arasında Vietnam’lı çay üreticilerinin eğitimi için hazırlanmış olan rehberin 2. bölümü, Tea IPM Ecological Guide, Michael R. Zeiss, Koen den Braber Translated by Tran Thanh Nam CIDSE, I.P.O. Box 110, Ha Noi, VIETNAMPublished by CIDSE, April 2003 ‘den Tercüme www.communityipm.org/docs/Tea-Eco-Guide

Leave a reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *